Ana SayfaBilinmeyenlerGenelManşet

Ayda bir kaç kere faizle borç al sonra faiz lobisine kafa tut.Hazine dün 6.4 Milyar TL daha borçlandı.

faiz lobisine kafa tutan adamAyda bir kaç kere faizle borç al sonra faiz lobisine kafa tut.Hazine dün 6.4 Milyar TL daha borçlandı.

Her yıl bütçeye 50 milyar faiz konuyor. Milletin varlığı hortumlanıyor. Şikayet etme açıkla… Kim bu gizli baronlar?..
Rant ve sömürü ekonomisinin “toplar damarı” olan faizi geçmişte ‘dünya gerçeği’ olarak değerlendiren Erdoğan’ın, Taksim Gezi Parkı’nda başlayan olayların ardından faiz lobisinden şikayetçi olması ilginç bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Bütçeden, faiz ödemeleri adı altında kenara ayrılan kaynağın kimlere aktarıldığı kamuoyundan gizleniyor. İç borçlanma senetleri belli başlı bankalar tarafından kullanılırken, her yıl ortalama 50 milyar liralık kaynağın bankalar eliyle kimlere aktarıldığını öğrenmek isteseniz dahi öğrenmeniz mümkün değil.

BARONLARIN KİMLER OLDUĞUNU AÇIKLAYIN

Gezi Parkı eylemlerinin arkasındaki güç olarak gösterilen faiz lobisi, bizzat hükümet tarafından korunuyor. Bu konuda en önemli acı gerçek ise burada yaşanıyor. Bugün faiz adı altında bütçeden aktarılan kaynağın kimlere yani ‘hangi baronlara’ verildiği kamuoyundan gizleniyor. BDDK’nın iç borçlanma senetlerine ilişkin verilerinde bu kağıtların hangi bankaların hesabında bulunduğu görülse de faiz pastasının hangi sermaye grupları arasında nasıl paylaşıldığını görmeniz mümkün değil. Gelinen noktada Başbakan Erdoğan, faiz lobisinden gerçekten şikayetçi ise bu baronların kimler olduğunu kamuoyuna açıklaması gerekiyor.

faiz lobisine kafa tutan adam

Bütçeden Lobiye Her Yıl 50 Milyar Tl

ASIL ilginç olanda şu. Faiz lobisi bugün devlet sırrı gibi korunarak, lobinin kimlerden oluştuğu açıklanmıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verilerinde devlet iç borçlanma senetlerinin hangi bankalar tarafından kullanıldığı görülebilse de bütçeden ödenen faiz pastasından yararlanan asıl sermayeyi bulmanız mümkün değil. Yani her yıl ortalama 50 milyar liralık kaynağın kimlere aktarıldığını öğrenmek isteseniz dahi öğrenemezsiniz.Hazine tarafından bilinmesine rağmen bu lobi kesinlikle açıklanmaz. Devlete borç vererek paradan para kazanan bu kesimler devlet tarafından gizlenerek korunuyor. Bu yüzden devlete borç verecek kadar güçlü bu isimler, “Gizli Baronlar” olarak nitelendiriliyor.

Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika dönüşünde havalimanında yaptığı konuşmada Gezi Parkı eylemleri nedeniyle faiz lobisine işaret etmesi Türkiye’nin acı gerçeğini bir kez daha gündeme getirdi. Rant ve sömürü ekonomisinin olmazsa olmazı olan faizi geçmişte ‘dünya gerçeği’ olarak değerlendiren Erdoğan’ın bugün faiz lobisinden şikayetçi olması ilginç bir tabloyu ortaya koyuyor.

Ülke kaynaklarını geniş halk kesiminden ziyade bir avuç rantiyeciye akıtan faiz sistemine karşı en etkili silah olarak denk bütçe görülüyor. Bu gerçekten dolayı 54’üncü Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Cumhuriyet tarihinin ilk denk bütçesini yaparak faiz lobisine karşı önemli bir hamle yapmıştı. Bunun sonuçları da ekonomide kendisini hemen hissettirmişti.Ancak 6 ay sonra faiz lobisi harekete geçmiş medyayı kullanarak Refahyol Hükümeti’nin çalışmalarını irtica adı altında engellemeye çalışmıştı.

Besle kargayı oysun gözünü!

Buna karşın 11 yıldır tek başına iktidarda olan AKP hükümeti, ekonomide pembe tablolar çizmesine rağmen denk bütçe çalışması yapmak bir yana adını bile anmaktan imtina etti. Denk bütçe bir yana faiz lobisine her yıl bütçeden ortalama 50 milyar liranın üzerinde kaynak aktardı. AKP hükümetinin 2003-2013 yılları arasında faiz lobisine aktardığı rakam dudak uçuklatacak cinsten; tam 567,2 milyar lira.

Lobi ‘devlet sırrı’yla korunuyor!

Asıl ilginç olanda şu. Faiz lobisi bugün devlet sırrı gibi korunarak, lobinin kimlerden oluştuğu açıklanmıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verilerinde devlet iç borçlanma senetlerinin hangi bankalar tarafından kullanıldığı görülebilse de bütçeden ödenen faiz pastasından yararlanan asıl sermayeyi bulmanız mümkün değil. Yani her yıl ortalama 50 milyar liralık kaynağın kimlere aktarıldığını öğrenmek isteseniz dahi öğrenemezsiniz.Hazine tarafından bilinmesine rağmen bu lobi kesinlikle açıklanmaz. Devlete borç vererek paradan para kazanan bu kesimler devlet tarafından gizlenerek korunuyor. Bu yüzden devlete borç verecek kadar güçlü bu isimler, “Gizli Baronlar” olarak nitelendiriliyor.

İşte yıl yıl baronlara ödenen faiz haracı!

Tayyip Erdoğan Faiz lobisi’nden şikayet ederken, rakamlar tam tersini söylüyor. AKP hükümetinin görevde olduğu dönemde lobiye toplam 567,2 milyar lira para ödendi. 2012 yılında lobiye 50,3 milyar lira ödenirken, 2013 yılında ise 53 milyar kaynak ayrıldı. Faiz konusunda en dikkat çeken konu ise, hükümetin faizlerin düştüğü ile övündüğü bir dönemde lobiye ödenen kaynakta herhangi bir eksilmenin yaşanmadığı görünüyor.

AKP iktidara gelmeden önce yani 2002 bütçesinden faize 51,9 milyar lira kaynak ayrılırken, lobiye bugün de aynı kaynak ayrılıyor. Yani faizler yüzde 60-65’lerden yüzde 7-8’lere düşmesine rağmen lobiye ayrılan kaynakta en ufak bir azalma yaşanmadı. Bu manidar bir çelişki olarak kendisini gösteriyor.

Diğer yandan tek gelir kapısı faiz olan bankaların AKP hükümeti döneminde ‘karlılıkta’ balayı dönemlerini yaşamaları da dikkat çekiyor.

Nitekim bu aşırı karlılıktan dolayı en son yine kurumlar vergisinin şampiyonu bankalar olmuştu. 2012’nin en fazla kurumlar vergisi ödeyenler listesinin ilk 10’unda 8 bankanın bulunması üretim ekonomisi anlamında önemli bir gerçeği gözler önüne serdi. Klasiklerdeki Don Kişot’u pek çoğunuz bilirsiniz. Hani şu yel değirmenlerine savaş açan hayali kahraman. Bugünlerde faiz lobisine topyekûn savaş açıldı dendiğinde aklıma nedense Don Kişot’un hikâyesi geliverdi. Buradan “Don Kişot’un Faiz Lobisine karşı Savaşı” diye bir hikâye çıkar mı acaba?

Son 10 yılda dibine kadar eklemlendiğimiz küresel finans kapital sistemi içinde şimdilerde faiz lobisine savaş açıldı deniyor. Sanırsınız BDPS/KRS kaldırılıyor. Bir taraftan da güya bu faizci borca dayalı düzene karşı savaş açılmış gibi kahramanlar üretiliyor.

Açılan savaşa bakıyoruz. Bir vatandaş; “Faiz oranları TÜFE ve TEFE ortalamasının altında olsun desinler onlarla birlikte Taksim’de yürümezsem şerefsizim” diyor.

İnsanlar BDPS/KRS diye anlatılan meseleyi bilmediğinden hatta hiç duymadığından “Faiz lobisine savaş açıldı. Bravo! Var ol. Seninleyiz” diye o kadar sevinçli ki. Keşke tüm muhatapları meseleyi hakikaten anlamış olsa. Şu anda yürüttüklerini söyledikleri mücadele kimse kusura bakmasın Don Kişot’un yel değirmenlerine olan savaşından öteye gidemez.

İnsanlar şunu bir türlü sorgulamıyor. Piyasada sadece 60 milyar TL fiziksel olarak para mevcut. Bankalar Mayıs 2013 sonu itibariyle 862 milyar TL borç vermiş. Yani hepimiz ceplerimizde gerçekte var olan parayı çıkarıp bir havuza boşaltsak 60 milyar TL ederken bankalar nasıl 862 milyar TL borç verebilmiş? Pek çok insan aslında sadece bu soruyla BDPS/KRS zulmünü sorgulamaya başlayabilir.

Bu sistemde para kısıt haline getirilmiş. 1.5 Trilyon TL’lik ekonomimizde sadece 60 Milyar TL fiziksel para var. Bir de gâvurun parası üzerinden söyleyelim. 782 milyar Dolarlık ekonomide sadece 32 milyar Dolar değerinde para var.

Durum böyle olunca yani piyasada nakit para olmayınca herkes parayı nereden bulacak? Elbette bankalardan. Nakde dönemiyorum diyorsanız reklamlarda bir sanatçı ne güzel tavsiye ediyor. Dönemiyor musunuz? Çok ayıp. Gelin falanca bankaya çekin krediyi. “Hooop bakın ben ne güzel dönüyorum”. Bir de dönüş hareketi var arada. Hatta bankaya gitmenize gerek de yok. Yaz ne kadar kredi istiyorsan gönder filanca numaraya para cebinize gelsin.

Ekonomist amcalar buna kaydî para diyorlar. Diğer deyişle sanal para. Gerçekte var olmayan, borçtan başka karşılığı olmayan para. Hatta Ortodoks ekonomi kitaplarında onlara papağan gibi bu kaydî paranın ne kadar yararlı ve ekonomik kalkınmanın temel direği olduğu ezberletiliyor. Zavallı öğretilmiş çaresizlik. Buna dûçar olanlar da değersayımlarını bir türlü değiştiremiyorlar.

Ey insanlar anlayın artık şu zulmü. Piyasada kıt olan fiziksel para sayesinde bankalar sürekli yoktan para var ediyor. Bankalar çoğunuzun zannettiğinizin aksine birilerinin yatırdığı paraları başkasına ödünç vermiyor. Sizin borç almanız sayesinde bu sanal parayı havadan “yaratıyor”.

Aynı ürünü defalarca sattığınız halde tutuklanmayacağınız tek meslek bankacılıktır.

Sizi neden bankalarda sürekli tasarrufa teşvik ediyorlar? Onlar için iki temel nedeni var. Birincisi defalarca satabilecekleri mala ihtiyaçları var. Bu sistemde paraya mal diyoruz. Çünkü ölçü aracı olmaktan çıkmış. Alınıp satılan mal haline gelmiş. İkincisi ise aynı anda insanlar bankaya geldiklerinde bankalarda nakit bulunduğu zannedilsin diye. Piyasada var olan fiziksel para şu anda sadece %7-8. Yani piyasada mevcut paranın sadece %8’inden azı fiziksel olarak mevcut. O nedenle bankadan 5 bin TL çekmek için gittiğinizde size 10-15 takla attırıyorlar.

Yani insanlar gidip bankalardan mevcut paranın %8’ini istese tiyatro bitecek.
Otobüsle seyahate çıkacaksınız. Size sattıkları koltuğu bir başkasına satsalar orada çıngar çıkarırsınız değil mi? Bankalar aynı parayı 50 kişiye satıyor. Neden kılınız kıpırdamıyor? 


Bankalar KRS’yle parayı sürekli borç olarak var ediyor ve para geri ödenince yok ediyor. Ama ekonomide kimsenin üretmediği faiz/kar payı miktarı serveti kendisine transfer ediyor. Mesele bu kadar basit. İnsanlar bu kadar basit meseleyi neden anlamamakta ısrar ediyor?

Para ekonomideki kan gibidir. Bir hastayı düşünün vücudundaki bütün kanı boşaltmışlar. Onun yerine dışarıdan kan bağlanmış. Dışarıya bağladıkları düzenek bankalar. Bankalardan vücuda kan geliyor. Kanın görevi nedir? Kılcal damarlara ve oradan en ücradaki hücrelere kadar gidip hayatiyet kaynağı oksijen ve besinleri taşımak. İnsan vücudu yani sistemi böyle devam ediyor. Aksi kan kanseri. Vücutta kan hücreleri besleyen durumda yani sömürgeci değil.

Mevcut bankacılık sisteminde (BDPS/KRS) kan en uzaktaki hücrelere kadar ancak onu sömürmek için gidiyor (borç olarak). Hücreye besin sağlamayı bırakın faiz ve kar payı diyerek onu sömürüyor ve yok ediyor.

Şimdi faiz lobisine savaş açtığını söyleyenler diyorlar ki faiz oranları TÜFE+TEFE ortalaması, enflasyon altında vs olsun. Biz diyoruz ki faizleri sıfır yapsanız bile KRS’nin kendisi faizin daniskasıdır. Bankaya birisi 100 TL yatırdığında banka bundan 900 TL havadan “yaratıyor”. Bu 900 TL nereden geliyor? Bunun karşılığı nedir? 900 TL’yi borç olarak alanların geleceğini yani emeklerini satın alıyor. Faiz de bu değil mi zaten? Birileri deli gibi çalışırken başkasının onun emeğiyle kazandığına haksız yere el koyması.

Modern Don Kişot’ların söylediği şu: otobüste aynı koltuk 10 kişiye 20 kişiye satılmaya devam edilsin ancak koltuk başına alınan kâr belli oranın altında olsun.
Kısaca BDPS/KRS denilen bu zulüm sistemiyle mücadele ancak onu kaldırarak olur. Ufuk Hattı*’nda her zaman dediğimiz gibi: paranın sahibi kimse, kim üretip miktarını kontrol ediyorsa devlet odur.

Eğer devletseniz paranızın sahibi olacaksınız. Bugün paranın sahibi bankalardır. Ne kadar para üretileceğine ve bir anlamda ne kadar borçlanılacağına da karar veren bankalardır. Bu sistemi değiştirmedikçe asla başarılı olamazsınız. Mücadeleniz de Don Kişot’un yel değirmenleriyle mücadelesinden öteye gidemez.

Bu zulüm sistemini (BDPS/KRS) kaldıracaksanız sizleri sonuna kadar destekliyoruz aksi takdirde bunun yel değirmenlerine karşı savaştan öteye gitmeyeceğini açıkça ifade ediyoruz.

Not: Bu arada faiz lobisinden bahsedilirken neden kar payı lobisinden bahsedilmediği de açıklanmalıdır. Neticede ikisi de aynı sistemin parçası ve işlevleri arasında zerre fark bulunmamaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi

*

Başa dön tuşu